Bil ki, hiç kuşkusuz, hakikat ehline göre, Cenab-ı İlâhi’nin tenzihi, sınırlama ve
kayıtlamanın ta kendisidir. İmdi, tenzih eden kimse ya cahildir, ya da gereken
edebden yoksundur. Ama, böylesi cahil ve gereken edebden yoksun kişiler, tenzihi
mutlaklaştırıp bu şekilde konuşurlarken şeriatlar çerçevesinde tenzih edip, tenzihte
kalan, ve tenzihten başka (bir şekilde) görmeyen iman sahibi (de) gerçekte –
bilincinde olmaksızın– edebe aykırı davranır ve Hakk’ı ve Resulleri yalanlar.
Yaklaşımında isabetli olduğunu sanır, halbuki uzağa düşmüştür ve bu kimse, bir
kısmına iman edip bir kısmını inkar eden gibidir.
İDRİS KELİMESİNDEKİ HİKMET-İ KUDDUSİYYE
Yüceliğin [ulüvv] iki nisbeti vardır: mekân yüceliği [ulüvv-i mekân] ve mekândaolmaklık
yüceliği [ulüvv-i mekânet]… Mekân yüceliğine, “Onu yüce mekâna
yükselttik” [Meryem Suresi, 19/57] sözüyle işaret edilmiştir ve mekânların en yücesi,
üzerinde felekler aleminin bir değirmen gibi devr-i daim ettiği mekândır, yani Güneş
Feleği’dir ve İdris’in ruhani makamı işte buradadır.
İBRAHİM KELİMESİNDEKİ HİKMET-İ MÜHEYYEMİYYE
İbrahim aleyhisselam’ın “Halil” olarak adlandırılması, zat-ı Halil’in, Zat-ı İlahiye’nin
vasıflandığı Sıfatların tümüne birden bürünmesi [duhul] ve onlara nüfuz etmesinden
dolayıdır. Şair şöyle der: “Ruhum, bedenimin uzuvlarına nasıl nüfuz etmişse, Sen de
aynı şekilde uzuvlarımın bütününe nüfuz ettin; Halil’in Halil olması işte böylece
oldu.” Bu tıpkı rengin, renge boyanana nüfuz etmesi gibidir: araz, cevherin
bulunduğu mahaldedir, ona ulanmıştır ama bununla birlikte, arazın (yani, rengin) bu
nüfuz edişi cevherin (yani, renge boyanan şeyin) yer tutmaklığı gibi değildir. Veya
İbrahim’e “Halil” adının verilmesi Hakk’ın onun suretinin varlığına nüfuz etmiş
olmasından [tahallül] dolayıdır.
İSHAK KELİMESİNDEKİ HİKMET-İ HAKKİYYE
Nebi’yi kurtaran, bir kurbanın kesilmesi oldu
Ama koçun bağırtısıyla, insanın konuşması nasıl bir olur?
Halbuki Yüce Allah bizim için veya kendisi için koçu yüceltti
Bilmem ki bu yüceltme nedendir?
İSMAİL KELİMESİNDEKİ HİKMET-İ ALİYYE
Bil ki, “Allah” olarak adlandırılan, Zat’ıyla Tek [Ahad] ve İsimleri’yle bütündür
[küll]. Herbir varlığın kendi özgül Rabb’i [rabb-i has] vardır ve bu Rabb’in bütünün
kendisi olması olanaksızdır. Ama ilahi ahadiyette, hiç kimse için yer yoktur. Çünkü,
“bir şeyde ilahi ahadiyetten bir şey vardır; ve diğerinde de ondan bir şey vardır”
denilemez; çünkü O, bölünme kabul etmez. İmdi, O’nun ahadiyeti açığa çıkmamış
olan İsimlerin tümünün toplamıdır.
YAKUB KELİMESİNDEKİ HİKMET-İ RUHİYYE
Dinin iki türü vardır: İlki; Allah’ın indinde, Hakk’ın bildirdiği kimse (yani, nebiler)
indinde ve Hakk’ın bildirdiği kimsenin bildirdiği kimse (yani, nebinin ümmetinden
olan) indinde olan dindir. İkincisi ise, halkın indinde olan dindir ki, Allah onu geçerli
kılmıştır.
- « Önceki Sayfa
- 1
- 2
- 3
- 4
- 5
- 6
- …
- 11
- Sonraki Sayfa »