Bir ikindi namazı esnasındaydı. İlk rekâtta kıyamda idim. Fakat içimde tuhaf bir his vardı. Sanki arkamda birisi duruyordu. Nefesinin sıcaklığını ensemde hissedebiliyordum. Boğazımda da bir acı dolaşıyordu. Metal bir şey vardı boğazımda ve oldukça keskin gibiydi. Kafamı eğsem kesilecek zannediyordum. Fatiha’yı bitirmek üzereydim. Diğer taraftan da hangi sûreyi okuyacağımı düşünüyordum. Bildiğim en uzun sûreler hafızamda dolaşıyordu. Zira ne kadar kısa olursa, o metal şeyin boğazımı kesmesi o kadar yakın olacaktı.
İnsan İle Tevbesi Arasına Kim Perde Olabilir?
Ebû Saîd-i Hudri (ra) şöyle demiştir: Allah’ın Peygamberi (asm) şöyle buyurdu: “Sizden evvelki ümmetler içinde bir adam vardı ki doksan dokuz insan öldürmüştü. Bu zât, yer ahâlisinin en âlim insanının kim olduğunu sordu. Kendisine bir râhib delâlet olundu. O, râhibe geldi ve: Bu adam doksan dokuz nefis öldürdü. Onun için bir tevbe kapısı var mıdır? diye sordu. Râhib: Hayır, yoktur diye cevap verdi. Bu menfî cevâp üzerine katil, o rahibi de öldürdü. Bu sonuncu cinâyetle öldürdüğü kimselerin sayısı yüze tamamlandı. Sonra yine yeryüzü halkının en âlim olan kişisini sorup aradı. Kendisi, âlim bir kimseye delâlet edildi. Onun yanına gelince: Bu adam yüz tâne insan öldürmüştür. Acaba onun için bir tevbe yolu var mıdır? dedi. O âlim zât : Evet vardır. İnsan ile tevbesi arasına kim perde olabilir? Sen falanca yere git. Çünkü orada Allah’a ibâdet etmekte olan bir takım insanlar vardır. Sen de onlarla beraber Allah’a ibâdet (ve günahlarından tevbe) et ve sakın bir daha kendi memleketine dönme. Çünkü orası kötü bir mıntakadır dedi. Bunun üzerine o katil kişi, söylenen yere doğru yönelip gitti. Nihayet yolun yarısına vardığı zaman kendisine ölüm geldi. Şimdi Rahmet melekleri ile Azab melekleri birbirleriyle çekişmeye başladılar. Rahmet melekleri: Bu adam tevbe ederek ve kalbi ile Allah’a yönelerek bize doğru geldi dediler. Azap melekleri de: Bu adam hiçbir hayır işlememiştir dediler. Bu sırada insan kılığında başka bir melek geldi her iki tarafın meleği aralarında onu hakem yaptılar. O melek: Şimdi siz buradan itibaren geldiği yer ile gideceği yerin mesafesini ölçüp birbirine tatbik ediniz. Bunun bulunduğu bu yer iki yerden hangisine daha yakın ise bu kimse oraya ait olur dedi. Melekler mesafeleri ölçtüler ve zatın gitmek istediği yere daha yakın yerde yatmış olduğunu gördüler. Bunun üzerine onun ruhunu rahmet melekleri aldı.
Ahiret Nedir?
Kâinata baktığımızda her şeyin bir ömrü, dolayısıyla da bir eceli olduğunu görmekteyiz. Bugün bilimin de kabul ettiği gibi dünya ömrünün sonuna doğru yaklaşmaktadır.
Dünyanın sonu İsrâfil (as) isimli meleğin Sûr’a üflemesiyle olacak, kıyâmet tüm dehşetiyle kopacak, bütün canlılar ölecektir.
Ahiretin kelime mânâsı “son” demektir..
Yaptığımız İbadetlerden Neden Zevk Alamıyoruz ?
Öncelikle bilinmesi gereken; insan yaratılış gayesi olan ibâdeti zevk almak için değil sadece Allah (cc) rızası için yapmalıdır. İbâdetten zevk alınmaması ibâdetin terki için geçerli bir sebep olamaz. İbâdet lezzetine engel olan manevi hastalıklardan ve ilaçlarından bir kaçını şöyle sıralayabiliriz…
Öncelikle bilinmesi gereken; insan yaratılış gayesi olan ibâdeti zevk almak için değil sadece Allah (cc) rızası için yapmalıdır. İbâdetten zevk alınmaması ibâdetin terki için geçerli bir sebep olamaz. İbâdet lezzetine engel olan manevi hastalıklar ve ilaçlarından bir kaçını şöyle sıralayabiliriz.
Es-Samed
“O, yemez içmez, doyurur doyurulmaz”,
“O, halkın fânî oluşundan sonra da bâkî kalandır. O, hariç yeryüzündeki her şey yok olacaktır” ,
“O, ölmez kendisine vâris olunmaz olandır. Göklerin ve yerin mirası ona aittir”,
“O, uyumaz ve uyanılmaz”,
“O, hiç kimsenin sıfatı ile nitelenemez”,
“O, ayıbı, kusuru, noksanlığı olmayandır”,
“O, bütün sıfatlarında ve bütün fiillerinde kamil olandır”,
“O, galib gelen ama mağlub edilemeyendir”,
“doğurmamış ve doğrulmamış olandır. Çünkü doğuran herkese varis olunur; doğurulan her şey de mutlaka ölür”,
“O, eksiklikleri ve fazlalıkları bulunmaktan, değişikliklere ve farklılaşmalara mahal olmaktan ve zamanların, mekanların, anların, yönlerin kendisini kuşatmasından (içine almasından) münezzehdir”,
“O, zatında değişiklik kabul etmeyen, değişmesi mümkün olmayandır”
[Devamını oku…]
Ahlâkı dâvâsına delil olan insan: Hz. Muhammed (asm)
İnsan ahlâkı sonradan şekillenen bir kavramdır.
Çevrenin etkisi, ailenin terbiyesi zamanla iyi ya da kötü yönde şekillendirir insan ahlâkını. Fakat daha küçük yaşlardan itibaren Hz. Muhammed’in mükemmel bir ahlâka sahip olması bu halin
O’na Allah tarafından verilmiş bir lütuf ve bir mûcize olduğunu gösteriyor. Üstelik Efendimizin ahlâkını şekillendiren ortam tam bir cahiliye devri olmasına rağmen…
Zaman-ı Âdem’den beri insanlığa rehber olmak adına pek çok peygamberler gelip geçmiştir tarih şeridinden. Peygamberler, insanların hem dünyevî hem uhrevî saadetlerini kazandırmak, onları hem manevî hem de maddî cihette terakki ettirmek için Allah tarafından birer vazifelidirler.
[Devamını oku…]
- « Önceki Sayfa
- 1
- …
- 143
- 144
- 145
- 146
- 147
- …
- 169
- Sonraki Sayfa »