Dinimiz İslâm’a göre “helâl” ve “haram” kavramları sadece ve sadece Rabbimize ait olup; hiçbir beşerin yorumuna ihtiyaç bırakmayan ve apaçık bir şekilde Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de beyan edilmiş kavramlardır. Zaten anlayamayacağımız kısımları tefsir etmek üzere Rabbimiz Peygamber Efendimizi göndermiş ve teferruatıyla bizlere izah ettirmiştir. Yine teferruatı şerh eden mezhep imamlarını ve İslâm büyüklerini de göndererek dinimizin bütün esaslarını, adaplarını ve kavramlarını bizlere öğretmiştir. İslam’ın bir sınırı vardır. Dinimiz İslâm bu sınırları, helâl ve haram kavramlarıyla tanımlamıştır.
ONUNCU SÖZ
Onuncu Söz, Risale-i Nur’un ilk yazılan eserlerindendir. 1927 yılında Barla’da yazıldı. Risalenin telifi bitince Üstad Bediüzzaman: “Elhamdülillah küfrün belini kırdık” diyerek sevincini izhar ediyordu. Bu risale, haşr-i cismaniyi yani öldükten sonra cesetlerin yeniden diriltilmesini aklî ve mantıkî delillerle ispat ediyordu. Hazret-i Üstad, Onuncu Sözün bu özelliğini şu cümlelerle açıklıyordu: “Risâle-i Nûr eczalarının, bütün mühim hakaik-i imaniye ve Kur’âniyeyi en muannide (inatçı inkârcılara) karşı dahi parlak bir sûrette isbat etmesi, çok kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir ve bir inayet-i İlâhiyedir. Çünki hakaik-i imaniye ve Kur’âniye içinde öyleleri var ki, en büyük bir dâhi telakki edilen İbn-i Sina, fehminde (anlamakta)aczini i‘tirâf eylemiş: “Akıl buna yol bulamaz” demiş. Onuncu Söz Risâlesi o zatın dehâsıyla yetişmediği hakaiki, avamlara da, çocuklara da
bildiriyor.”1
Cami ismi
el-CAMİ
İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan..
Cem, dağınık şeyleri bir araya toplama demektir. Allah Teâlâ, vücudlarımızın çürüyerek suya, havaya, toprağa dağılmış zerrelerini tekrar birleştirecek, bedenlerimizi yeni baştan inşa edecektir.
[Devamını oku…]MARİFETULLAHA AÇILAN BİR TEFEKKÜR PENCERESİ
“Yedi kat gök ve yer ve içindeki her şey (Allah’a) hamd edip tesbih eder.”
(İsra, 44)
Eser Sanatkârından Haber Verir
Mimar Sinan’ı görmediğimiz halde büyük bir mimar olduğunu biliriz. Çünkü Selimiye ve Süleymaniye Camileri o muhteşem kubbeleriyle, o muazzam sütunlarıyla, o harika sanatlarıyla, o mükemmel ustalık ve mühendislikleriyle bize Mimar Sinan’ı anlatırlar. Öyle de bu çiçek açıp meyveye durmuş portakal ağacı, şu bahçemizi süsleyip bize tebessüm eden papatya çiçeği bize ustaları ve sanatkârları olan Allah’tan haber verirler.
Muksit ismi
el-MUKSİT
Bütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan…
Mazlûma acıyıp zâlimin elinden kurtaran..
Allah Teâlâ en üstün bir adalet ve merhametin sâhibidir. Her işi birbirine denk ve lâyıktır. Zerre kadar da olsa haksızlığı tervic etmez. Kullarına muamelesi merhamet ve adalet üzeredir. Yapılmış olan hiçbir iyiliğin zerresini bile karşılıksız bırakmaz. İnsanların birbirlerine karşı işledikleri haksızlıkları da düzelterek hakkı yerine getirir.
Bu mübarek ismi zikreden kimsenin düşmanları varsa hepsinin kin ve adaveti söner. Yerine mehabbet ve sevgi kaim olur. O kişiye katiyyen kimse kızamaz ve düşmanlık besleyemez.
RABBANÎ KAMÇILAR
“ … Teellümât-ı ruhâniye ise sabra, mücâhedeye alıştırmak için Rabbanî bir kamçıdır. Çünkü emn ü ye’sin vartasına düşmemek hikmetiyle, havf ve reca muvazenesinde sabır ve şükürde bulunmak için kabz-bast hâletleri celâl ve cemal tecellisinden intibah ehline gelmesi, ehl-i hakikatçe medar-ı terakki bir düstur-u meşhurdur.”[1]
- « Önceki Sayfa
- 1
- …
- 67
- 68
- 69
- 70
- 71
- …
- 168
- Sonraki Sayfa »