“[Birincisi] İbn-i Ebî Şeybe muhakkik-i kâmil ve muhaddis-i meşhur haber veriyor ki: Bir kadın bir çocuğu, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın yanına getirdi. O çocukta bir bela vardı, konuşmuyordu, aptal idi. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir su ile mazmaza etti, elini yıkadı. O suyu kadına verdi, çocuğa içirsin ferman etti. Çocuk o suyu içtikten sonra, hastalığından ve belasından bir şey kalmadı. Öyle bir akıl ve kemal sahibi oldu ki, ukalâ-yı nâsın fevkine çıktı.
[Devamını oku…]
Resûlullah’ın hâne-i saadetleri
“Gerçekten sen büyük bir ahlâk üzeresin ” (Kalem, 4) ilâhî hitabına mazhar olan Allah Resûlü’nün (sav) güzel ahlâk ve edebine nümune olan binlerce ahval, ef’al ve tavsiyeleri vardır. İnsanın hususen müslümanın tahassungâhı (sığınağı) ve bir nevî cenneti ve küçük bir dünyası olan âile hayatına ait pek çok meselede de O’nun mükemmel sünnetleri bize rehber olmaktadır.
Hz. Hüseyin (ra) şöyle diyor: “Ben babam Ali’den, Allah Resûlü’nün (sav) eve nasıl girdiğinden sordum. O’da dedi ki: “Allah Resûlü (sav) eve girdiğinde ev hayatını üçe ayırırdı. Bunlardan birinci kısmındaki zamanını Rabbine ayırırdı, ikincisini hanımlarına, onların eğitimine, sohbete, maddî manevî ihtiyaçlarına ayırırdı. Üçüncüsünü de kendisine tahsis ederdi.” (Tirmizî)
En Güzel Örnek
Yüce Yaratan, meâlen, “And olsun ki sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Allah’ın Resûlünde güzel bir örnek vardır.” (33/21) diyerek “bedbahtlık”tan kurtuluşun çaresini ve bize “bahtiyarlık”ın hakiki adresini de göstermiş olmuyor mu?
Elmalılı merhum, âyette geçen “üsvetün hasene” (en güzel örnek) tabirindeki “üsve” kelimesini şöyle açıklamış: “Üsve, ‘teessi’ edilecek, yani uyulacak, arkasından gidilecek örnek, meşk, nümûne-i imtisâl demektir.”
Kulluğumuzla özgürüz
Cenâb-ı Hakk insanı, her türlü yeteneği kendinde toplayıcı bir varlık olarak yaratmıştır. O istidadlarla her türlü hayır ve hasenatı yaparak, dünyada en yüce kemalâta ve âhirette de bütün nimetlere ve saadetlere kavuşarak en yüksek derece ve tabakalara çıkabilir. Öyle de insan o istidadlarıyla, bütün küfür ve dalaleti yaşayarak dünyada en sefih ve zelil bir duruma düştüğü gibi âhirette de bedbaht olarak her türlü ceza ve azaba kendini müstahak edebilir. Cenâb-ı Hakk insanlara, hikmet ve adaletinin gereği olarak mükâfat ve cezaya vesile olacak, bir parça dilemekten ibaret olan, bir cüz-i ihtiyariyi vermiştir. Fakat insan bu cüz-i ihtiyarisiyle bütün istidat ve yeteneklerini hayra veya şerre sarf edebilecek imkâna sahiptir.
Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim
Peygamber Efendimiz dünyayı teşriflerinde, doğduğu bölge olan Hicaz, her türlü kötü ahlâkı irtikâp eden, çirkin ve fena işlerle uğraşan bir topluluğun ikametgâhı hükmündeydi. İyi ve güzeli öğütleyen ve ders veren peygamberler uzun zamandır gönderilmemişti. Eskinin hasenatları bugünün seyyiatı; eskinin seyyiatı bugünün hasenatı hükmünde olup her türlü çılgınlık etrafta kol geziyordu.
Necran Papazları
Necran Papazları, bozuk ve zehirli bir anlayışın ibretlik örneğidir. Sağlıklı bir toplum inşası için özellikle altı çizilmesi gereken dersler ihtiva eden bu kıssayı bir kez daha burada değerlendirmek istiyorum.
Necran, Mekke ile Yemen arasında, Hicaz beldelerinin en güzeli ve en hoşudur. Peygamberimiz (asm), her kabile gibi Necranlıları da İslâm’a davet etmiş ve Necran Piskoposuna bir mektup göndermiş. Piskopos, durumu halkının ileri gelenleriyle görüşmüş ve neticede Necranlılar hicretin 10. yılında Medine’ye bir heyet göndermişler.
- « Önceki Sayfa
- 1
- …
- 131
- 132
- 133
- 134
- 135
- …
- 168
- Sonraki Sayfa »