Bu zamanın yüksek teknolojisinde ilk çağ vahşetini yaşayan sözde medenileri Hz.Muhammed (asm)’mı tanımasa, getirdiği dini hareketlerine tatbik etmese bizler her zaman milyonlarca sivilleri öldüren demokratları, gökdelenler yapan hırsızları, demokrasi nutukları atan müstebid zorbaları, sömürgeleriyle zenginleşen hırsız sahtekarları, yalan görüntülerle toplumu yanlış yönlendiren yalancı habercileri kendi menfaati için milletini satan silik insanları görmeye devam edeceğiz.
Kardeşlikten bir katre
Nedir İslâm davasındaki kardeşlik? Derin derin hiç düşündünüz mü? Manasını hissederek yaşadınız mı?
İhlasla yoğrulmuş bir muhabbet, riyasız ve karşılıksız bir muavenet, aynı göz ile görebilmek, aynı kulak ile işitebilmek, bir kalp ile hissedebilmek, bir ruh olabilmek…
İfade etmekte kelimeler kifayetsiz kalıyorsa elbette yaşanır kardeşlik! Yaşamaktaysanız bu ulvî hisleri elbette söze ne hacet!
[Devamını oku…]
Kaptan-ı derya: “İnsan”
İçlerinden çok heybetli birisi onu aldı limana getirdi. Her şeyini teslim etmişti. Dizleri üzerine çöktü, secdeye kapandı. “Ey Kâinatın halikı, ey kıymetli padişahım! Senin saltanat dairelerini uzaktan bile görünce titriyorum. Sana sunduğum bu gemideki hediyeler senin saltanatının yanında hiçtir. Bana merhamet et! Beni bağışla!” dedi.
O kyanusun dev dalgaları gemiyi yutarcasına güverteye çarpıyor, direkler çatırdıyor, gemi bir o tarafa bir bu tarafa yalpalıyordu. Ama kaptanın dirayeti ve mürettebatın gayretiyle gemi istikametini şaşırmıyor hedefine doğru yol alıyordu.Hiç gitmediği, görmediği bir memlekete gidiyordu gemi.
[Devamını oku…]
Er-Rahîm
Evet kaşlar göze, gem ata mütemmim (tamamlayıcı) oldukları ve onların noksanlarını ikmal ettikleri (tamamladıkları) gibi; küçük ni’metler de, büyük ni’metlere mütemmimdirler (tamamlayıcıdırlar). Bu itibarla mütemmim olan haddizatında küçük de olsa, faydayı ikmal ettiğinden, büyükten daha büyük olması icab eder. Ve keza büyükten beklenilen menfaat, küçüğe mütevakkıf (bağlı) ise; o küçük, büyük sırasına geçer; o büyük dahi, küçük hükmünde kalır. Kilit ile anahtar, lisan (dil) ile ruh gibi.
(İşaratü’l-İ’caz)
MÂNÂSI HAKKINDA İZAHLAR
Rahîm ismi, çoğunlukla umumi kullanmadan dolayı sıfat olan bir ism-i hastır. Çünkü lügat bakımından rahm ve rahmetten türemiş devam-ı mübalağa ifade eden bir sıfat-ı müşebbehe sigasıdır ki, pek merhametli, çok rahmet sahibi anlamına sıfat olmuştur.
(Elmalılı)
[Devamını oku…]
Gıybet illeti
Bu durum çocuklarımızın matematik derslerindeki havuz problemleri gibidir. Problemlerde havuzlar ve musluklar vardır. Havuzdaki suyun dolu kalması için dibindeki muslukların kapalı olması gerekir. Yoksa siz yukarıdan suyu doldurursunuz, aynı su aşağıdan boşuna akar, gider.
Aynen gıybetteki gibi, siz ha bire ibâdet edersiniz, hayra koşmaya gayret edersiniz ancak diliniz tutmayarak, gıybet ederek bu kazancınızı sarf edersiniz. Mübarek dinimiz bu hakîkati kurumsallaştırmış ve “def-i şer celb-i nef’a müraccahtır” kaidesini koymuştur.
Yani önce şerri def etmek tercih edilir. Yani havuzun dibindeki muslukların kapatılması esastır.
Ne anlam taşır ki bu hayat!
KARANLIK KUYUDAN GELEN FERYAT: “Ne anlam taşır ki bu hayat!”
İşte kâinat! Hangi yöne çevirse başını insan, gördüğü; inkâr edilemez bir ilim, kudret ve sanat! İlim var çünkü bir âlimi var âlemin. Kudret var, çünkü var bir Kadir, Kayyum ve Metin.
San’at var çünkü Bânî var, Sâni’ var. Küçük bir sınıfta az bir süre öğretmensiz kalışıyla çıkan kargaşayı bilen insan, milyonlarca yıldır süregelen düzeneğin izahını topal tesadüflerle yapmaya çalışmamalı.
Hep isabet edenin tesadüf olamayacağını bile bile akla ters düşüp, kalbin muktezasını bırakıp, nefret saçan inkârına inatla devam etmemeli.
- « Önceki Sayfa
- 1
- …
- 147
- 148
- 149
- 150
- 151
- …
- 169
- Sonraki Sayfa »