Bir mükellefte haccın vücûbunun şartları tamamen bulunursa, hac vacip (Farz) olur. Tamamı bulunmazsa, hac vacip olmaz. Bahsedilen şartlar yedi olup sırası ile şunlardır:
1. Müslüman olmak: Bir kimseye haccın farz olması için; o kimsenin Müslüman olması şarttır. [Devamını oku…]
Gıybet illeti
Bu durum çocuklarımızın matematik derslerindeki havuz problemleri gibidir. Problemlerde havuzlar ve musluklar vardır. Havuzdaki suyun dolu kalması için dibindeki muslukların kapalı olması gerekir. Yoksa siz yukarıdan suyu doldurursunuz, aynı su aşağıdan boşuna akar, gider.
Aynen gıybetteki gibi, siz ha bire ibâdet edersiniz, hayra koşmaya gayret edersiniz ancak diliniz tutmayarak, gıybet ederek bu kazancınızı sarf edersiniz. Mübarek dinimiz bu hakîkati kurumsallaştırmış ve “def-i şer celb-i nef’a müraccahtır” kaidesini koymuştur.
Yani önce şerri def etmek tercih edilir. Yani havuzun dibindeki muslukların kapatılması esastır.
Asırlar Ötesinden Duyurulan Çağrı: Hac
Sadakat, bu peygamber ailesinde en güzel şekilde tecelli etmiş, Beytullah’ı inşa şerefine nail olmuşlardı. Mü’minler burada en haşmetli ev sahibinin misafirleriydiler ve öyle bir misafir ki bizzat davetliler. Cenâb-ı Hak asırlar ötesinden Hz. İbrahim’in sesiyle onları çağırmış ve mü’minler de “Lebbeyk!” sadâlarıyla bu davete icabet ediyorlardı. Dünya üzerinde gözlerin bundan daha hayırlısını görmediği Beyt’e nazar ediyorlar ki bu seyir Cemâlullah’ı seyrin bir numunesi gibiydi. [Devamını oku…]
Er-Rahîm
Evet kaşlar göze, gem ata mütemmim (tamamlayıcı) oldukları ve onların noksanlarını ikmal ettikleri (tamamladıkları) gibi; küçük ni’metler de, büyük ni’metlere mütemmimdirler (tamamlayıcıdırlar). Bu itibarla mütemmim olan haddizatında küçük de olsa, faydayı ikmal ettiğinden, büyükten daha büyük olması icab eder. Ve keza büyükten beklenilen menfaat, küçüğe mütevakkıf (bağlı) ise; o küçük, büyük sırasına geçer; o büyük dahi, küçük hükmünde kalır. Kilit ile anahtar, lisan (dil) ile ruh gibi.
(İşaratü’l-İ’caz)
MÂNÂSI HAKKINDA İZAHLAR
Rahîm ismi, çoğunlukla umumi kullanmadan dolayı sıfat olan bir ism-i hastır. Çünkü lügat bakımından rahm ve rahmetten türemiş devam-ı mübalağa ifade eden bir sıfat-ı müşebbehe sigasıdır ki, pek merhametli, çok rahmet sahibi anlamına sıfat olmuştur.
(Elmalılı)
[Devamını oku…]
Haremeyn-i Şerifeyn: Medine ve Mekke
Medine…
Hatemül Enbiyâ Aleyhissalatü Vesselam’ın şehri Medîne…
Medeni milletlere imam yetiştiren Medîne…
Efendimize kucak açıp, önce hicretin, sonra cihadın, sonra da hayatın merkezi olan Medîne…
Her asırda, yeryüzünün yarısının, insanlığın beşte birisinin kabul edip itaat ettiği İslâmiyet hakikatlerinin tesis edildiği Medîne… [Devamını oku…]
Kaptan-ı derya: “İnsan”
İçlerinden çok heybetli birisi onu aldı limana getirdi. Her şeyini teslim etmişti. Dizleri üzerine çöktü, secdeye kapandı. “Ey Kâinatın halikı, ey kıymetli padişahım! Senin saltanat dairelerini uzaktan bile görünce titriyorum. Sana sunduğum bu gemideki hediyeler senin saltanatının yanında hiçtir. Bana merhamet et! Beni bağışla!” dedi.
O kyanusun dev dalgaları gemiyi yutarcasına güverteye çarpıyor, direkler çatırdıyor, gemi bir o tarafa bir bu tarafa yalpalıyordu. Ama kaptanın dirayeti ve mürettebatın gayretiyle gemi istikametini şaşırmıyor hedefine doğru yol alıyordu.Hiç gitmediği, görmediği bir memlekete gidiyordu gemi.
[Devamını oku…]
- « Önceki Sayfa
- 1
- …
- 56
- 57
- 58
- 59
- 60
- …
- 69
- Sonraki Sayfa »