Hakkında insanoğluna çok az bilgi verilen ruhun aslı kâinattaki kanunlara dayanmaktadır. Yani ruh, Cenâb-ı Hakk’ın kâinattaki kanunlarından bir kanunu idi. Yerçekimi kanunu, suyun kaldırma kanunu vesaire… Yeryüzünde, semâvatta bildiğimiz bilmediğimiz ne kadar kanun varsa onlardan bir tanesi de ruh idi. Cenâb-ı Hakk bu kanunu seçti ve seçmiş olduğu bu kanuna hayat verdi. Ve onu vücut sahibi yaptı. Ve üçüncü bir özellik olarak da şuuru verdi. Toparlayacak olursak; ruhun vazgeçilmez üç temel özelliği vardır: Birincisi, vücut sahibi olması (ki buna vücud-u harici denilir), diğeri hayat sahibi olması, bir diğeri de şuur sahibi olmasıdır. Bu üç özellik verildikten sonra ruh; Allah’ın vaz’ etmiş oluğu kanunlardan ayrılmış ve “ruh” diye bugün anlamaya çalıştığımız varlık meydana gelmiştir. Ve insan ruhu meydana gelmiş. Ruhun başlangıç safhası kısaca budur.
Hastalar Risalesi
Hastalar Risalesi
Bu güne kadar hastalar için, tıp fakülteleri kurulup doktorlar yetiştirilmiş, kemik hastanelerinden göz hastanelerine, kalp hastanelerinden tâ akıl hastanelerine kadar üstün donanıma sahip çeşit çeşit hastaneler kurulup bduâ inlerce insan istihdam edilmiştir. İnsan sağlığı kutsal kabul edilip hastalıkları teşhis ve tedavi yolunda hiçbir masraftan çekinilmemiştir.
[Devamını oku…]
[Devamını oku…]
Ehl-i Fetretin Akıbeti
Ehl-i Fetretin Akıbeti
Fetret, vahiy ve semavi hükümlerin sükûn ve duraklama zamanı olduğu için, iki peygamber-i zîşan devirleri arasındaki zamana denir. Hatta yürürlükte olan bir dinin hükümleri kendilerine ulaşıp hakkıyla anlatılmayan kişiler için de fetret devri geçerlidir. Onlara da ehl-i fetret denilir.Fahreddin Razi Tefsir-i Kebirinde fetret meselesi ilgili olarak şu açıklamayı yapmaktadır: “Biz bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap ediciler değiliz.” (İsra, 15 )
[Devamını oku…]
[Devamını oku…]
Ayneyn Tepesi ve dünyevîleşmek
Ayneyn Tepesi ve dünyevîleşmek
Tarihler 625 senesinin yedinci Şevval gününü gösteriyordu. İki göz manasına gelen tepeye, yani Ayneyn Tepesi’ne elli aded okçu yerleştirilmişti. Ve kendilerine sıkı sıkıya “Her ne olursa olsun sakın burayı terk etmeyin!” emredilmişti. Ne var ki, bu elli kişilik okçu ekibinin ekserisi, savaş alanına emredilen gözle değil de baş gözüyle baktıklarında, kendilerini savaş alanında ganimet toplarken bulmuşlardı.Az, fakat önemli bir ekip, vazifesini terk etmişti. Resûlüllah’ın emrine gaflet etmişlerdi. “Her ne olursa olsun” kaydı, aklın kendi âkilliği içerisinde eriyivermişti. Kumandanları Abdullah b. Cübeyr’in hatırlatması ve ikazı da görüntünün rengini değiştirmeye yetmemişti. Neticede, İslâm Ordusu bozguna uğramış, Kainatın Efendisi yaralar almıştı. Birçok Sahabi de benzer durumlara düşmüştü.
[Devamını oku…]
[Devamını oku…]
Er-Rabb
Er-Rabb
MÂNÂSI HAKKINDA İZAHLAR“Rabb” aslında terbiye manasına gelen bir masdar olduğu halde mübalağa maksadı ile terbiye edene isim olarak verilmiştir ve masdarına da rubûbiyet denilmiştir ki, çok adaletli yerine (adlün) adaletin kendisi denilmesi gibidir. İşte bu mübalağa mânâsından dolayı Rabb, yalnız “terbiye eden” ile eşanlamlı değil; aynen “terbiye” gibi olan ve bundan dolayı zorla ele geçirme, üstün gelme, ihsan, idaresi altına alma ve tasarruf etme, öğretme ve yol gösterme, teklif, emir ve yasak, teşvik, korkutma, gönlünü alma, azarlama gibi gerekli olan bütün şeylere sahip, kuvvetli, mükemmel ve kusursuz olan terbiye edici demek olur. Bundan dolayı sahip ve malik manasına da gelir.
[Devamını oku…]
[Devamını oku…]
İnanıyor musun?
Adamın biri her zaman yaptığı gibi saç ve sakal tıraşı olmak için berbere gider ve kendisiyle ilgilenen berberle koyu bir sohbete başlarlar. Pek çok konu üzerinde konuştuktan sonra, birden Allah ile ilgili bir konu açılır.
Berber: “Bak beyefendi! Ben senin bahsettiğin Allaha inanmıyorum!”
Adam: “Peki, neden böyle diyorsun?”
[Devamını oku…]
- « Önceki Sayfa
- 1
- …
- 43
- 44
- 45
- 46
- 47
- …
- 69
- Sonraki Sayfa »