Cenâb-ı Hakk’ın birliğini ifade eden aşağıdaki tabirleri, kaynaklardan ve bilhassa Risâle-i Nurlardan istifade ederek, haddimizin fevkinde âcizane, izah etmeye gayret edeceğiz.
“Vahdet, Cenâb-ı Hakk’ın sıfatıdır. Ehad ile vâhid, vahdetten alınan isimlerdir. Vahdaniyet ise, vahdetin Vâhid’e mensub olarak, ona bağlı ve onunla kaim olmasıdır. Vahdaniyette, Vâhid’e nisbet vardır. Bu nisbet tenzih içindir. Yani zâtî olan gerçek vahdet, ancak Vâhid olan Allah’a mahsustur. Çünki başkalarına ait olan vahdetler, ârızidir.” (Keşşaf-ü Istılahatü’l-Fünûni ve’l-Ulûm)
İrade ile nefsin akıl ile duygunun savaşı
İnsan beyninin ön kısmı ön lob (frontal lob) olarak adlandırılır ve ön lob iradenin, düşüncenin ve aklın merkezidir.
Beynimizin ortasında yer alan hipotalamus ise duygunun merkezidir. Herhangi bir olay karşısında az ya da çok hipotolamus uyarılır ve duygular harekete geçer. Örneğin birisi size hakâret ettiğinde içinizden o kişiye kızarsınız. Bu duygu hiptalamusta oluşur.
Kızma duygusunun sonucunda siz karşınızdaki kişiye bağırmak ya da ona vurmak isteyebilirsiniz. Duygu merkezi, siz öfkenizi ifâde edene ya da onu kontrol edene kadar rahat durmaz ve o duyguyu üretmeye devam eder. Tam siz karşınızdaki kişiye vuracakken ön lob devreye girer ve duyguyu kontrol altına almaya çalışır. Toplum içinde birisine vurmanın kabalık olacağını, bu davranışın size yakışmayacağını, uzun vâdede size zarar getireceğini söyleyerek duygunun isteğini bastırır ve durdurur.
Yalnızlığın iki iklimi
Yalnızlık! İnsanı en çok acıtan şey.
“Tek olma” manasındaki yalnızlık değil bahsettiğim. Bir duygu hâli: Kimsesizlik hissi! İniyor muyuz çıkıyor muyuz anlayamadığımız; boşluk!
Bazen çok derin, bazen çok gizli yaşadığımız!
Kendi kendimize yabancılaşmamız, kendimizi aramamız. Ana rahmi! Özlediklerimize kavuşamadıkça, sâhiplendiklerimiz terk ettikçe bizi, kendimize sürgün oluşumuz.
En güçlüleri bile âciz bırakan, dizinde ağlanacak Leylaları aratan. Leylaların deva olamadığı…
İfrat ve tefritlerimizde kendimizi içinde bulduğumuz dehliz. Allah için olmayan sevgi ve nefretlerimizde, labirent. Çıkış noktası ararken ruhlarımızın nefessiz kaldığı…
NAMAZ EĞİTİMİ ESNASINDA YAPILMAMASI GEREKENLER
Çocuğun vazgeçmesi zor zevkleri ile namazı karşı karşıya getirmeyiniz.
Çocuğu ikiyüzlülüğe itecek zorluklar çıkarmayınız.
Çocuğun yaşı ve birikimine uygun olmayan bilgiyi ve uygulamayı ondan istemeyiniz.
Konuşmalarınıza dikkat ediniz. Yaşına ve kapasitesine uygun konuşunuz. Azarlama hakkınız sâdece, on yaşından sonradır.
Namaz konusunda eksiklerini bir dedektif gibi izlediğiniz hissi vermeyiniz.
Namaz teknikleri esnasında, namaz kılınmaması durumunda nelerin olacağına dair âyet- hadis ve diğer bilgilerden başlamayın.
Kılanın neler elde edeceğini konuşunuz.
Namaz bilgisi ve eğitimine âit konuşmalarınız tartışma şeklinde olmasın. Bir güne de sıkıştırılmasın. Aralara serpiştirilmiş konuşmalar daha etkilidir.
En Güzel Örnek
Yüce Yaratan, meâlen, “And olsun ki sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok zikreden kimseler için Allah’ın Resûlünde güzel bir örnek vardır.” (33/21) diyerek “bedbahtlık”tan kurtuluşun çaresini ve bize “bahtiyarlık”ın hakiki adresini de göstermiş olmuyor mu?
Elmalılı merhum, âyette geçen “üsvetün hasene” (en güzel örnek) tabirindeki “üsve” kelimesini şöyle açıklamış: “Üsve, ‘teessi’ edilecek, yani uyulacak, arkasından gidilecek örnek, meşk, nümûne-i imtisâl demektir.”
İntizam-ı İlahi
Peki, bu kadar güzellik ve iyilik kendi kendine mi oluyor? Bir düşün! Duvara çizilmiş bir harfi mutlaka bir yazan vardır. Çünkü tek bir harf bile bir irade ve bilgiyi temsil eder. Peki, bir harf bile kâtipsiz olmazsa, bir şiiri yazan sıradan biri de değildir. Mutlaka bir ediptir. Bunun gibi her aleti mutlaka bir yapan vardır. En basit bir toplu iğne bile bir ustasız olamaz. Peki, bir fabrika kendiliğinden olur mu? Olabileceğini iddia etmek, akıl ve izan sahibi birisi için imkânsızdır. Bu dünyamız, vücudumuz, hayvanlar, bitkiler, çeşit çeşit canlı cansız sayısız varlık her biri bir harf bile olsa sahipsiz olamaz ki, her birinde birer kütüphaneyi dolduracak hikmet olduğuna ilim adamları şahittir. Sadece kurbağa ile ilgili yazılan ciltlerle eser mevcuttur. Sairlerini kıyas et. Bir de tüm bu ayrı ayrı yaratıklar, belli bir düzende çekip çevriliyor. Tabiat denilen muazzam tuvalde her varlık bir denge unsuru olarak bulunuyor. Bu denge sürekli bozulmak eğiliminde olduğu halde asla bozulmuyor. Vücudumuzdaki 100 trilyon hücreyi aynı amaca hizmet ettiren kuvvet nedir ki, hiç biri bu güce isyan edemiyor? Atomun çekirdeği etrafında elektronları çeviren güç kimse, gökteki gezegenleri de aynı tarzda yakıtsız uçuruyor. Hepsi tek merkezden aynı elden idare ediliyor olmalı ki hepsi birbirinden haberdar gibi davranıyor.
- « Önceki Sayfa
- 1
- …
- 42
- 43
- 44
- 45
- 46
- …
- 69
- Sonraki Sayfa »