el-GANİYY
Çok zengin ve her şeyden müstağnî..
Ganiy, hiçbir şey’e ihtiyacı olmayan, herşey yanında mevcud bulunduğu için hiçbir şekilde başkasına müracaat mecburiyetinde kalmayan zât demektir.
[Devamını oku…]Görünmeyen Dünyanın Görünen Bağlantısı
el-GANİYY
Çok zengin ve her şeyden müstağnî..
Ganiy, hiçbir şey’e ihtiyacı olmayan, herşey yanında mevcud bulunduğu için hiçbir şekilde başkasına müracaat mecburiyetinde kalmayan zât demektir.
[Devamını oku…]Bu yazımızda güneş gibi hakikatleri gördüğü halde insanın maddi ve manevi gözünü kör eden, hakikatin üstünü örten, basiret ve ferasetini körelten hastalıklardan bahsedeceğiz. Bunlar, ülfet, âdet ve yeknesaklıktır. Ülfet bir şeye alışmayı ifade eder. Alışmışlık; zamanla göze perde olur, hakikatin görülmesine mani olur. Ülfete benzer başka bir perde de âdetullah kanunlarıdır. Güneşin doğup batışı, mevsimlerin oluşu, kâinattaki fizik, kimya ve biyolojik kanunlar Allah’ın âdet haline getirdiği kanunlardır. Bunlara âdetullah ya da sünnetullah kanunları denir. Âdetullah kanunları yeknesaklık içinde cereyan ettiği için hakikati dikkatle bak(a)mayanlara gizler. Yeknesaklık ise tekdüzeliktir. Sabit, değişmez ve tekdüze şeyler, tefekkür kabiliyetini işle(te)meyenleri körleştiren bir sebep perdesidir.
ALINTIDIR
Dinimiz İslâm’a göre “helâl” ve “haram” kavramları sadece ve sadece Rabbimize ait olup; hiçbir beşerin yorumuna ihtiyaç bırakmayan ve apaçık bir şekilde Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de beyan edilmiş kavramlardır. Zaten anlayamayacağımız kısımları tefsir etmek üzere Rabbimiz Peygamber Efendimizi göndermiş ve teferruatıyla bizlere izah ettirmiştir. Yine teferruatı şerh eden mezhep imamlarını ve İslâm büyüklerini de göndererek dinimizin bütün esaslarını, adaplarını ve kavramlarını bizlere öğretmiştir. İslam’ın bir sınırı vardır. Dinimiz İslâm bu sınırları, helâl ve haram kavramlarıyla tanımlamıştır.
Onuncu Söz, Risale-i Nur’un ilk yazılan eserlerindendir. 1927 yılında Barla’da yazıldı. Risalenin telifi bitince Üstad Bediüzzaman: “Elhamdülillah küfrün belini kırdık” diyerek sevincini izhar ediyordu. Bu risale, haşr-i cismaniyi yani öldükten sonra cesetlerin yeniden diriltilmesini aklî ve mantıkî delillerle ispat ediyordu. Hazret-i Üstad, Onuncu Sözün bu özelliğini şu cümlelerle açıklıyordu: “Risâle-i Nûr eczalarının, bütün mühim hakaik-i imaniye ve Kur’âniyeyi en muannide (inatçı inkârcılara) karşı dahi parlak bir sûrette isbat etmesi, çok kuvvetli bir işaret-i gaybiyedir ve bir inayet-i İlâhiyedir. Çünki hakaik-i imaniye ve Kur’âniye içinde öyleleri var ki, en büyük bir dâhi telakki edilen İbn-i Sina, fehminde (anlamakta)aczini i‘tirâf eylemiş: “Akıl buna yol bulamaz” demiş. Onuncu Söz Risâlesi o zatın dehâsıyla yetişmediği hakaiki, avamlara da, çocuklara da
bildiriyor.”1
el-CAMİ
İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan..
Cem, dağınık şeyleri bir araya toplama demektir. Allah Teâlâ, vücudlarımızın çürüyerek suya, havaya, toprağa dağılmış zerrelerini tekrar birleştirecek, bedenlerimizi yeni baştan inşa edecektir.
[Devamını oku…]
“Yedi kat gök ve yer ve içindeki her şey (Allah’a) hamd edip tesbih eder.”
(İsra, 44)
Eser Sanatkârından Haber Verir
Mimar Sinan’ı görmediğimiz halde büyük bir mimar olduğunu biliriz. Çünkü Selimiye ve Süleymaniye Camileri o muhteşem kubbeleriyle, o muazzam sütunlarıyla, o harika sanatlarıyla, o mükemmel ustalık ve mühendislikleriyle bize Mimar Sinan’ı anlatırlar. Öyle de bu çiçek açıp meyveye durmuş portakal ağacı, şu bahçemizi süsleyip bize tebessüm eden papatya çiçeği bize ustaları ve sanatkârları olan Allah’tan haber verirler.
Şirinevler Mah., Mareşal Fevzi Çakmak Cad, İncesu Sokak No:2-4 Kat 2 Daire 12, Bahçelievler, İstanbul