Cehâlet’ insanın en büyük düşmanı; bunda hiç şüphe yok. Ancak şu soruyu enine boyuna düşünüp, lafı eveleyip gevelemeden makul bir cevap bulmak zorundayız artık: “Kimden ve neyden cehâlet, neyi bilmemek en büyük düşman, en dehşetli musibet, en korkunç belâdır?..” [Devamını oku…]
Şahs-ı mânevî
Her ferd için, maddî ve manevî olmak üzere Cenâb-ı Hakkın ihsan ettiği iki şahsiyet vardır. Kişinin maddî şahsiyeti, maddî varlığından ibarettir. Şahs-ı manevî ise aile, çevre, vazife, hizmet, şeref ve kişinin etkisinde bulunan bütün alanları kuşatır. Allah’ın her ferde verdiği maddî varlık, diğer ferdlerden farklı özelliklere sahip olduğu gibi, şahs-ı manevîsi de diğerlerinden farklıdır.
Mesela, bir cemaati teşkil eden zatın şahs-ı manevîsi o cemaatin genişliğine ve büyüklüğüne göre büyük olur. Bir devleti idare edenin şahs-ı manevîsi ise etkili olduğu alana ve o devletin büyüklüğüne göre olur. [Devamını oku…]
İki cihan saadeti tevhid yolundan geçer
Yaratılış Ağacı” tabiri ile kâinat bir ağaca benzetilir ve insan bu ağacın en seçkin, en olgun meyvesi olarak tanımlanır. Kâinatın bu şekilde tabir edilmesi onun aynı zamanda bir ağaç gibi her bir parçasının birbiriyle olan sıkı irtibat ve tesanütünden kaynaklanmaktadır. Bu intizam, irtibat ve düzen her yerde hüküm süren kanunların bir elden ve bir merkezden yönetildiğini göstermektedir. Kâinatta tevhidin tam bir tezahürü vardır. [Devamını oku…]
Vahdet şâhitleri
Yaratılan her şey onun birliğini ifade eden vahdet şahitleridir. Kâinat bir kitapsa, mevcudat bu kitabın tevhid heceleridir. Birliği söyleşirler, birlik için kokar, birlik için açarlar. Kol kola girip bir olanın birliğini vururlar kâinatın her bir köşesine. Tevhide mürekkep olurlar, sahife-i arz bu mürekkeple her yıl yeniden tekrar yazılır ve okunur. [Devamını oku…]
Tesettür, medeniyettir
Tesettürün şekli ve kime, nasıl olması gerektiğinin sınırları gayet net çizgilerle çizilmiş. Kendimizi Kur’ân’ın ve Sünnetin mihengine vurmamız gerekiyor. Ölçümüz Kur’ân ve Sünnettir! Ve bu ölçü kıyamete kadar değişmez, değiştirilemez!
Tesettür meselesinde her şeyden önce şunu ifade etmek gerektir ki; bin dört yüz senede ve her asırda en az üç yüz elli milyon Müslümanın, toplum hayatında en kutsi ve hakikatli bir düstur-ı İlâhiyi kendilerine şiar edenlere hiçbir kanunun, hiçbir ideolojinin karışmaması ve bâtıl efkârını karıştırmaması gerektir. [Devamını oku…]
Duâ âdâbı
Her ibâdet ve taatın kendine mahsus bir âdâbı vardır. Duâ da külli bir ibâdettir. Duâdan maksat sevap kazanmak ve merhamet-i İlâhiyeyi celbetmektir. İbâdetin de en güzeli budur. Öyle ise duânın da kendine mahsus adabı vardır:
1_ABDESTLİ OLMAK VEYA ABDEST almak. Peygamberimiz duâ etmeden önce abdest alırdı.
2_KIBLEYE YÖNELMEK. RESÛLULLAH duâ edeceği vakit kıbleye yönelirdi.
3_DUÂ VE İBADETİN MAKBULİYETİ İÇİN daima helâl yemek ve haram lokmadan kaçınmak. Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helâl ve temiz olanlarından yeyin.” (Bakara, 2/168)
Peygamberimiz: “Ya Sâad! Haramdan sakın! Zira bir kimsenin karnında haramdan bir lokma bulunsa, kırk gün duâsı kabul olmaz.” buyurdular. [Devamını oku…]
- « Önceki Sayfa
- 1
- …
- 62
- 63
- 64
- 65
- 66
- …
- 69
- Sonraki Sayfa »