Demek îman mü’mine cenneti kazandırdığı için bir Tûba-i cennet çekirdeğini taşıyor. Belki cennetin bir çekirdeği hükmüne geçiyor. Mü’minin kalbinde bir cennet olarak bulunuyor ve cennetin lezzetini, saâdetini ona tattırıyor. Küfür ise bir zakkum-ı cehennem tohumu olarak cehennemi netice vereceği gibi içinde bir cehennemi bulunduruyor. Ve kâfirin aklında ve kalbinde dünyada dahi o cehennemi ona yaşattırıyor. [Devamını oku…]
“Ben” diyenler
Tarihte “Ben!” diyenlerin ilki İblis-i lâindir. Cenâb-ı Mevlâ, Adem (as)’ı topraktan yaratıp meleklerine de Adem (as)’a secde etmelerini emrettiği vakit, Hamele-i arş meleklerinden sonra beşinci olacak kadar makam ve mevkii yükselen İblis’i benlik ve kibir sardı ve dedi ki: “Ben ateşten O ise topraktan yaratıldık. Dolayasıyla ben O’ndan üstün iken nasıl olur da O’na secde ederim.”
İşte kişiyi benlik ve gurur sardımı hakîkat gözü yani basîreti kapanır. Ve öyle oldu. Halbuki Adem (as) orada bir kıblegâhtı. Yani Kâbe vazifesi görüyordu. Nasılki biz ehl-i îman, Kâbe-i muazzama istikametine dönüp Ma’bud-ı Ezelîye secde ediyoruz. Öyle de o hengâmede dahi Adem (as) bir kıble vazifesi gördü. Gerçekte ise secde ancak Allah’a (cc) idi.
Tarih sayfalarına ve zaman nehrine dönüp şöyle bir baktığımızda görürüz ki “Ben!” diye diye âciz bir kul olduğunu unutup hâşâ yüz binler hâşâ “Ben sizin en yüce Rabbiniz değil miyim?” diye soracak kadar şaşırmış kişilerin geldiğini lâkin hepsininde bihakkın yerle bir olduklarını ve dehşet verici kötü âkıbetlere uğradıklarını görürüz. [Devamını oku…]
Berat Gecesi
Bu gelen gece Leyle-i Berât (Berât Gecesi) bütün senede bir kudsî çekirdek hükmünde ve mukadderât-ı beşeriyenin (insanın kaderinin) programı nev‘inden olması cihetiyle Leyle-i Kadr’in (Kadir Gecesinin) kudsiyetindedir. Her bir hasenenin (iyiliğin) Leyle-i Kadir’de otuz bin olduğu gibi Leyle-i Berâet’te her bir amel-i sâlihin (sâlih amelin) ve her bir harf-i Kur’ân’ın (Kur’ân harfinin) sevâbı yirmi bine çıkar. Sâir (diğer) vakitlerde on ise, şuhûr-ı selâsede (üç aylarda) yüz ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâli-i meşhûrede (mukaddes meşhur gecelerde) on binlere veya yirmi bine veya otuz binlere çıkar. Bu geceler, elli senelik bir ibâdet hükmüne geçebilir. Onun için, elden geldiği kadar Kur’ân’la ve istiğfar ve salavâtla meşgûl olmak pek büyük bir kârdır. (Şuâ‘lar) [Devamını oku…]
En mühim tehlike!
Avrupa felsefecilerinin ‘sihir’ gibi, aldatan ve hakîkati perdeleyen hakîkatsiz ve bâtıl ‘bilim süsü’ verilmiş felsefe ve fikirleriyle mücadelede, elbette Mûsâ Aleyhisselâm’ın asâsı gibi, bütün o sihirleri yutacak ve imha edecek bir ‘hakîkat’, bir ‘nûr’ lâzımdır.
İmam-ı Âzam Hazretleri ‘âlim’i tarif ederken, “Kur’ân ve sünnet eczahanesinden yazdığı reçetelerle, kendi zamanının manevi hastalıklarını tedavi edebilen insandır.” ifadesini kullanır. [Devamını oku…]
Şeytan niçin yaratıldı?
Şeytanların yaratılarak insanlığa musallat edilmeleri ve binlerce insanın bu sebeple doğru yoldan saparak cehenneme gitmeleri zâhiren çok çirkin görünüyor. Hakîkatte ise Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı her şey güzeldir, hayırdır, rahmettir. Çünkü yaratılan her şey, her hadise ya bizzat güzeldir; çiçekler ve masum hayvanlar gibi… Veya neticeleri cihetiyle güzeldir.
Meselâ, atmaca kuşunun serçelere musallat edilmeleri zâhiren çok çirkin görünür. Fakat serçe kuşlarındaki uçma kabiliyeti ancak böyle bir vesîle ile ortaya çıkabilir.
Hem meselâ, hastalıklar, musîbetler insanlığa musallat edilmeseydi insanoğlu bugünkü teknoloji nîmetine hiçbir zaman ulaşamayacaktı. [Devamını oku…]
Efendimiz’e salât ü selâm getirmek
Câbir (ra)’dan rivâyet edilmiştir. “Beni hayvana binen kimsenin (arkasına astığı) su kabı gibi kılmayın. Çünkü, hayvana binen, su kabını doldurur, yükünü hayvana yükler, sonra su kabını semerin arkasına bağlar. Susadığı zaman, sudan içer. Veya abdest almak icab ettiğinde, abdest alır. Su içmeye, abdest almaya, ihtiyaç hissetmediğinde ise, suyu döker (beni böyle mütâlaa etmeyiniz). Fakat, duânın evvelinde, ortasında ve sonunda bana salât ü selâm getirmek suretiyle beni yâdediniz.”
Allah u Teâla Hazretleri buyuruyor ki: Gerçekten Allah ve melekleri, peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin. Ve gönülden teslim olun.”1
Bize, bizden daha düşkün olan Peygamber (Aleyhisselâtü vesselam) Hazretlerinin ümmetine karşı olan şefkatinin ne derece fazla olduğunu herkes bilir. Dünyayı teşriflerinde, “Ümmetim! Ümmetim!” dediğine vâlidesi ve yanında bulunan hanımlar şâhid olmuşlardır. Ahirette herkes cehennemi görmekten gelen bir korkuyla “Nefsim! Nefsim!” derken o “Ümmetim! Ümmetim!” diyeceğini bize bildirmektedir. Rabbi’nin cemâliyle perdesiz müşerref olduğu Mirâç’ta da ümmetinin saadetini istemiştir. [Devamını oku…]
- « Önceki Sayfa
- 1
- …
- 159
- 160
- 161
- 162
- 163
- …
- 168
- Sonraki Sayfa »