Evet, Âl-i Beytin efrâdı ise, itikâd ve îman husûsunda sâirlerden çok ileri olmasa da, yine teslîm ve iltizâm ve tarafgirlikte çok ileridedirler. Çünkü İslâmiyet’e fıtraten ve neslen ve cibilliyeten taraftardırlar. Cibillî taraftarlık zaîf de olsa, şansız da olsa, hattâ haksız da olsa, bırakılmaz.
Nerede kaldı ki, gâyet kuvvetli gâyet hakîkatli gâyet şanlı bütün silsile-i ecdâdı bağlandığı ve şeref kazandığı ve canlarını fedâ ettikleri bir hakîkate taraftarlık, ne kadar esaslı ve fıtrî olduğunu, bilbedâhe hisseden bir zât, hiç taraftarlığı bırakır mı? [Devamını oku…]
Mücahitler ve sabredenler
Kur’ân-ı Kerîm’de: “Îman edip hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihâd edenler, Allah katında derece itibarıyla daha büyüktürler. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Tevbe, 9.20) ve
“Ey îman edenler! Allah’tan sakının! O’na (yaklaşmaya) vesile arayın ve (O’nun) yolunda cihâd edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Mâide, 5.35) buyruluyor.
Allah yolunda savaşanların yani mücahidlerin O’nun indinde çok büyük makamlara kavuşacakları ve felâha ermek isteyenlerin yine O’nun yolunda cihad etmekle buna nail olabilecekleri bu âyetlerden anlaşılmaktadır. [Devamını oku…]
Tevhid hakîkati
Ey genç! Sana birkaç kelime öğreteyim Allah’ın emirlerini ve yasaklarını gözet ki Allah’ta seni gözetsin. (Evet) Allah’ı gözet ki O’nu karşında bulasın. Dileğin varsa Allah’tan dile, yardım isteyecek olursan
Allah’tan iste, ve bil ki bütün ümmet toplanıp sana bir menfaat dokundurmaya çalışsalar ancak senin için Allah’ın yazdığı bir şeyin menfaatini dokundurabilirler. Kezâ bütün ümmet sana bir zarar dokundurmak üzere biraraya gelseler Allah’ın seni hakkında yazdığı bir şeyin zararından başkasını sana dokunduramazlar. [Devamını oku…]
Hilye-i Saâdet
Hat san’atında başlı başına bir form olan “Hilye” Hz. Peygamber (asm)’in maddî-manevî vasıflarını ifâde ile birlikte, yüksek bir grafik değeri hâizdir.
Klâsik bir formu olmakla beraber, hattatların san’ât seviyelerine, hürmet ve muhabbetlerini ifâde tarzlarına, kültürel alt yapılarına göre kompozisyonlarında değişiklikler olmuştur ve olmaktadır. Sahîh rivâyetlerle Hz. Peygamber’i (asm) anlatmak; her inananın, gönlünde tecelli eden şekliyle Peygamber (asm)’ın tasavvur edip, bağlanmasına imkân vermektedir. Bu ise, putları yıkan bir îman anlayışına elbette daha uygun gelecektir. [Devamını oku…]
Sermayesiz tevekkül
Elbette ki “Tevekkül, esbâbı bütün bütün reddetmek değildir.” Tabii ki sebepler değerlendirilecek ve uygun bir davranış belirlenecek. Hatta sebeplere riâyet edip hareket etmek “bir nevî duâ-i fiilî” hükmüne geçecek.
Bizlerin en büyük eksikliği ise bu aşamadan sonra başlamaktadır. “Müsebbebâtı yalnız Cenâb-ı Hakk’tan istemek ve neticeleri O’ndan bilmek ve O’na minnettar olmak” yerine sürekli sebepleri zorlayarak, tevekkül ve teslimiyetin getireceği sabır ve metanetten uzaklaşırız. [Devamını oku…]
Hakîkî Hayat: Âhiret Hayatı
Evet Cenâb-ı Hak insanı ihmal etmemiştir. İnsan nev’inin en büyük en ehemmiyetli ve en umumi olan beka duâsını, lika duâsını, ebedî hayatı ve ebedî saadeti, bütün müştemilatıyla beraber âhiretin ve cennetin yaratılmasıyla kabul etmiştir.
Hayatın saadetini lezzetini râhatını istiyorsanız, hayatınızı iman ile hayatlandırınız, feraiz ile ziynetSlendiriniz, günahlardan ictinab ile de muhafaza ediniz. [Devamını oku…]
- « Önceki Sayfa
- 1
- …
- 154
- 155
- 156
- 157
- 158
- …
- 168
- Sonraki Sayfa »