Şeyh Muhammed Hattar Efendi, “el-Mevsuletü’l-Yusufiye fî Beyâni Edilletü’s-Sofiyye” adlı eserinde şöyle bir mesele naklediyor: “Bütün evliyaların ruhları arşın altında hususî bir makamda, Allah’ın huzurunda bulunur. Dünyada birisi, o velilerin herhangi birinden yardım istediğinde, o veli zât Cenâb-ı Hakk’a şöyle niyaz eder: “Ya Rabbi, şu kulun benden yardım talep ediyor.
Kur’ân harflerinin maddî sırları
Kur’ân-ı Kerîm, Allahu Teâlâ’nın kelam (konuşma) sıfatının en yüksek mertebede bir tecellisidir. İsm-i Azam’dan ve bütün isimlerin en azamî mertebelerinden gelmiştir. Bu yüzden önceki semavî kitaplar da dâhil hiçbir söz Kur’ân’a yetişemez. Mucizelikleri, hârikalıkları saymakla bitmez. Mânâları, edebiyat ve belâgatı mucize olduğu gibi harfleri de mucizedir ve pek çok gizli sırları taşır.
İslâm dünyasında asırlardır “Şu âyet okunursa filan derde iyi gelir” veya “yazılıp boyunda taşınırsa şöyle bir faydası olur” gibi rivâyetlerin veya hastaların üzerine şifa âyetleri okuyup üflemek gibi uygulamaların dayandığı bir hakîkat elbette vardır. Bu makalemizde, Üstad Bedîüzzaman’ın 28. Lem’a Kef-Nun bahsindeki izahlarına dayanarak,bu hakîkatin üzerindeki perdeyi bir nebze de olsa aralamaya çalışacağız.
İntizar eyle bizi, Şehr-i Sultan “Ramazan”
Zaman-ı istikbalde bekliyorken bizleri, Regâip ve Miraç’ın burçlarıyla yükselip rahmet ve mağfiret iklimine geliyoruz, “Ramazan”.
Şeytanları zincirlerle denizlere gömerken, ruh ve kalpleri esâretten kurtarıp, mânevî ummanına daldırırsın” Ramazan”.
Benlik davasıyla; “sen, sensin” “ben,benim” derken nefis Rabbine, vazgeçiyor davasından sende sırra erince. Ben âcizim, sen Rabbimsin dedirtir nefislere. Çelikten,demirden zannederken kendini… “Meğer etten kemiktenmişim, dağılmaya bozulmaya müsâidmiş bedenim” diye idrak ettirirsin oruçluya “Ramazan”.
Mukaddes şeylere lâkayd kalan nefisler, kendinden bir fayda olmayınca kendine; vücudunu inşa eden kudret âhir olunca, gafletin kalın perdesinden sıyırıp, hevadan hüdaya döndürüyor “Ramazan”.
Ramazan-ı Şerif, Kur’ân Ayı ve Oruç
Temmuz ayı içerisinde gelişi ile müşerref ve mesrur olduğumuz Ramazan ayı, adeta on bir ayın sultanı hükmünde olan; en kıymetli, en faziletli, en çok sevap kazandıran ve âhirete manevî mahsuller yetiştirmek için en bereketli bir zamandır.
O kadar münbit bir zemindir ki her bir iyilik ve haseneye ya da her bir Kur’ân harfine sair vakitlerde on sevap yazılırken Ramazan’ın gündüz ve gecelerinde en az bire bin sevap verilmekte, hususen Kadir Gecesi olan yirmi yedinci gecesinde bire otuz bine kadar çıkmaktadır.
Kadir Gecesinin bin aydan yani 83 seneden daha hayırlı olduğunu bize Kur’ân bildirmektedir.(1) Ramazan ayını diğer aylardan bu derece üstün ve faziletli kılan, Rabbimizin ezelî kelâmı olan Kur’ân-ı Azim-üşşan’ın o ayda nazil olmasıdır. Kur’ân-ı Kerîm bize Ramazan ayını tarif ederken, “Ramazan ayı ki Kur’ân o ayda nazil olmuştur”(2) buyurmaktadır.
Kur’ân niçin Arapça?
Yüzyıla yakın bir zamandır bazı şahıs veya gruplar tarafından Kur’ân’ın Arapça olduğu sorgulanmakta ve ibâdetlerin Türkçe yapılması savunulmaktadır. Fakat bu görüşü savunanlar nedense pek de ibâdet yapan kesimler değildir. Onlar Türkçe ibâdeti kendileri için değil de başkaları için istemektedirler. Halkımızın ekseriyeti zâten bu tür iddialara pek kıymet vermemektedir. “Kur’ân’ı niçin Arapça okuyoruz?”, “Namazı niçin Arapça kılıyoruz?” gibi çok da iyi niyet taşımayan bu sorular -maksadının aksine- bugüne kadar Müslümanları Kur’ân okutmaktan vazgeçirememiştir.
Bu mevzuu öncelikle iki görüş olarak ele almak gerekirse:
Kur’ân’ın Belağat Mucizesi
Rabbimiz buyurur ki : [ لَوْلَاكَ لَوْلَاكَ لَمَا خَلَقْتُ الْاَفْلَاكَ ] yani sen olmasa idin, kâinatı yaratmazdım. Kâinatın hürmetine yaratıldığı Muhammed (asm)’ a sahâbeler sorarlar:
Ya Resûlallah, siz mi daha faziletlisiniz, yoksa Kur’ân mı daha faziletlidir? Peygamberimiz (asm): “Kur’ân’ın tamamı değil; bir harfi dahi benden üstündür, daha faziletlidir.” der.
Bir harfinin bile Allah’ın Habibi’nden daha faziletli olduğu Kur’ân-ı Azimüşşan, bu özelliği ile Resûl-i Ekrem (asm)’ın da en büyük mucizesidir. Kur’ân, Peygamberimiz (asm)’ın en büyük mucizesi olduğu gibi, Peygamberimiz (asm) da, Kur’ân’ın bir mucizesidir. Yani Kur’ân’ın bahsettiği bütün ahlâkî güzellikler ve faziletlerin en güzel ve mükemmel misali Muhammed (asm)’dır. Başka bir ifade ile söyleyecek olursak, Kur’ân’ın emir ve yasaklarına riâyet eden bir insan, düşmanlarının bile faziletini inkâr edemediği ahlâk timsali bir insan hâline gelir. Âdeta o Zat (asm), Kur’ân’ın emirlerine itaat cihetiyle yürüyen, canlı bir Kur’ân gibi idi.
- « Önceki Sayfa
- 1
- …
- 126
- 127
- 128
- 129
- 130
- …
- 168
- Sonraki Sayfa »